|
Ud Sözcüğünün Etimolojisi ve Ud'un Tarihçesi
Ud kelimesinin aslı Arapça dır: "sarısabır veya ödağacı"
anlamındaki "el-oud'dan gelir. Baştaki 'el'- kelimesinin, bazı dillerde
olup bazılarında olmayan harf-i tarif (belirgin tanım edatı) olduğunu
bilen Türkler bu edatı atmış, geriye kalan 'oud' ('eyn, waw, dal)
kelimesini de -gırtlak yapıları 'eyn'e uygun olmadığı için- "ud" şekline
sokmuşlardır. Dillerinde tanım edatı olan Batılılarsa, 11-13. yüzyıllar
arasındaki Haçlı seferleri sırasında tanıyıp Avrupa'ya götürdükleri bu
saza, luth (Fr.), lute (İng.), Laute (Alm.), liuto (İtal.), Alaud (İsp.),
Luit (Dat.) gibi hep L ile başlayan isimler vermişlerdir. Hatta 'saz
yapıcılığı' anlamında bizde de kullanılan 'lütye' kelimesi de yine
luth'den yapılmadır (aslı luthier).
Adı Arapça olduğuna göre, ud Arap sazı o halde! Hem çok
acele, hem çok yanlış bir hüküm bu. Çünkü bu sazı ilk defa 7. yy.da
Horasan'dan Bağdat'a çalışmaya gelen Türk işçilerin elinde görmüş olan
Araplar, göğsünün yapılmış olduğu sarısabır ağacından (aloexyion
agallocum) dolayı el'-oud adını vermişlerse (Türkler de bu adı aslı olan
Kopuz yerine -belki daha kısa oluşu yüzünden- benimsemişlerse) de, saz
Türklerin bin yıllık Kopuz'undan başka birşey değildir; nitekim ta
Hunlardanberi ozanları ve kopuzcuları olmayan hiçbir Türk ordusu yoktu
(cahiliyye devri Arapları müzik aleti olarak def ve rababe dedikleri tek
telli ilkel bir çalgıdan başkasını bilmiyorlardı). Bu gerçek de çok önce,
yüzyılımızın en büyük iki müzikologu ile, en büyük edebiyyat tarihçimiz
tarafından ortaya konmuştur (bkz. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk
Mutasavvıflar, Ank. Üni. Bas. 1966, s. 207, 209 vdl.; Mahmut Ragıp
Gazimihal, Ülkelerde Kopuz ve Tezeneli Sazlarımız, Ank. Üni. Bas. Ank.
1975, s. 64; aynı müellifin Musiki Sözlüğü, M.E. Bas. İst. 1961, s. 138,
259, 260; Curt Sachs, The History of Musical Instruments, New York 1940,
s. 252). Ud'un Macarcadaki adı 'Kobza'dır ve Türk Kopuzunun biraz
değiştirilmişinden ibarettir. Nitekim Dede Korkut'da da yine Kopuz'dan
türemiş olan 'kobzaşmak' fiili 'karşılıklı saz çalmak' demektir.
Pi-Pa adlı Çinli-Türkistanlı, Barbud adlı
İranlı benzerleriyle çağları aşan ud, Kopuz adıyla Asya'dan Anadolu'ya,
oradan da ta Rumeliye kadar gelmiş, aynı zamanda musikişinas olan Yunus
Emre'nin şiirlerinde dahi kutsal nitelikli yerini almıştır (bkz. M. R.
Gazimihal, Ülkelerde Kopuz..., s. 51 vd.). Osmanlı sarayının düğün vd.
şenlikleri münasebetiyle yazılan minyatürlü surname'lerde (Surname-i
Vehbi, Surname-i Nabi vs.) kopuzun iki değişik boyu olan ud ve şehrud,
diğer sazlar arasında ön planda görülmektedir. Tarihçi-yazar İ. Hakkı
Uzunçarşılı'nın, T. Tarih Kurumu yayını Belleten dergisinin 161.
sayısındaki (Aralık 1977) "Osmanlılar Zamanında Saraylarda Musiki Hayatı"
adlı makalesinde de, 15 ila 19. yüzyıllarda Osmanlı saraylarında görevli
müzisyenler arasında 'awwad' adı verilen (udi'nin Arapça çoğulu) udilerin
sayısı, sanatkar isimleri ve aldıkları maaşlarla birlikte verilmiştir.
UD'un Teknik Yapısı ve Özellikleri :
Tekne (gövde), göğüs (kapak), sap, burguluk ve teller
olmak üzere beş esas elemandan meydana gelen Ud'un yapımına, eleman
sıralamasında da görüldüğü gibi, tekne'den başlanır. Ud'un teknesi; gemi
karinasını andıran, enine ve boyuna yapıştırılmış 4-5 cm kalınlığındaki
parçalardan oluşan bir kalıp üzerine, 70 cm boy, 2 ila 4 cm en ve 3 mm
kalınlıktaki dilim (yaprak veya çenber)lerin, çoğunlukla aralarına -hem
estetik, hem sağlamlık amaçlı- kontrast renkli tek veya çift fileto'lar
konularak işlenmesiyle meydana getirilir. Günümüzde bazı yapımcıların,
parçaları tekne kavsine uygun boşluksuz olarak yapıştırılmış veya yine
aynı formda yekpare alüminyum olarak kullandıkları kalıplar üzerine,
ortada geniş, uçlarda sivri ve işlem orta eksenden başladığı için hep tek
sayıda çevirdikleri dilimler, genellikle maun, ceviz, paduk, vengi,
nadiren de kelebek, erik veya zeytin ağacındandır. Önceden ısıtılarak
kalıbın eğimli profili kabaca verilen dilimler ütü ve ince kağıt
yardımıyla kalıba çekildikten sonra, belirli yerlerdeki küçük monte
çivileri çıkarılarak kalıptan alınır ve bu defa dilimlerin içbükey yüzeyi,
çenber ve filetoların uzun birleşme hattı boyunca kalın kağıt veya
extrafor yapıştırılarak kuvvetlendirilir.
Tekne bitip kalıptan çıktıktan sonra, sivri
uçtaki dip takozunun aksi ucunda, teknenin geniş baş tarafına içten
yapışık, 12-14 cm genişlik, 7-9 cm yükseklik ve 8-10 cm kalınlığındaki bir
'baş takozu' görülür ki, amacı teknenin geniş alt ucunu, sivrilerek gelen
dilim ve filetolarıyla birlikte daha iyi koruyabilmektir. Teknenin
kalıptan çıkarılmasından sonraki ilk iş; baş taraftaki simetri ekseninin
üzerine 'ayna' adı verilen, tekneye yakın renk ve malzemeden 10-15 x 5-6
cm x 3-4 mm ölçüsünde (düz veya tırtıllı uçları 0.5 mm.ye düşürülmüş)
yarım daire bir parçanın yapıştırılmasıdır. Kapak takıldıktan çok sonra
tekne ile birlikte cilalanacak olan bu parçanın görevi, gitgide incelerek
uçta birleşen az-çok farklı boylardaki dilim ve filetoların birleşme
pisliğini kapatmaktır. Kalıptan çıktığında henüz kapaksız, sapsız ve
burguluksuz olan Ud'un teknesi, eline hiç ud almamış insanları şaşırtacak
şekilde, 300 ila 600 gram arasındadır (dilim ağacının özgül ağırlığı ve
dilimlerin sayısına göre). Bu arada belirtelim ki Ud'un dilimleri ne kadar
çoksa (23-27), tekne yuvarlağı o kadar iyi sağlanır, dolayısıyla sazın
kalitesi o nispette artar. Sesin yansıması ışık gibi olduğu için, ses
dalgalarının çarpıp geri (kafeslerden dışarı) döndüğü iç yüzeyin kırıksız
ve pürüzsüz olması çok önemlidir.
Yaklaşık 36x47 cm ölçüsündeki armudî
formlu tekneden sonra, sıra sap'ın takılmasına gelir. 19 veya 19.5 cm boy,
ince tarafı 36 ilâ 40, geniş tarafı 56 ilâ 58 mm genişlik, yine ince
ucunda 13, geniş ucunda 26 mm kalınlıkta bir kesik silindirik koni
formunda olan gürgen sap, tekneye, bunun sivri ucuna konmuş 'dip takozu'
denilen eliptik koni aracılığıyla ve dip takozundaki dişi, sapın geniş
ucundaki erkek olan bir kırlangıç kuyruğu detayı ile tesbît edilir. Bu tür
birleşmenin amacı, gerili tellerin çekim gücüyle sapın 'öne gelip' telleri
yükseltmesinin (dolayısıyla icrâyı zorlaştırmasının) önlenmesidir. Ud
almak niyetinde olan okuyucularımıza ikinci önemli tavsiyemiz, sapın
gövdeyle birleştiği (teknik adıyla 'tiz nevâ') noktasında telle sap
arasındaki mesafeyi 3 mm.den fazla olan Ud'lara yaklaşmamalarıdır. Bu
mesafenin 4 ilâ 5 mm arasında olduğu Ud'lara 'sapı atmış' denir ve tamiri
güç ve masraflıdır. Yapıcı ve icrâcıların sapa yakın telden kaçınmalarının
sebebi, çalınırken cızlama (veya çırpma) gerekçesidir ki, aslında bu konu
yapım değil, çalma tekniği ile ilgilidir.
Ud'un sapının parmakların gezineceği üstteki düz kısmı,
geniş ön kısmındaki kalınlığı 2, dar arka ucundaki kalınlığı 4-5 mm olan,
abanoz ağacından süssüz-desensiz bir klavye ile (tuş veya perdelik); avuç
içine oturacak arkadaki basık yuvarlak kısmı ise, tekne ağacından kaplama
ve filetolarla kaplanır. Sapın tekneyle birleştiği yuvarlak alt kısmına,
tekne kuyruğuna doğru incelerek gelen dilim ve filetoların, birleşme
yerindeki pisliğini kapatmak için de, sap yuvarlağını sardığı için
'bilezik' adı verilen, tekne ağacından 3 mm genişlik - 0.5 mm kalınlıkta
bir kaplama yapıştırılır. Bazı yapıcıların at nalı gibi kalın ve kaba
yaptığı, oysa ne kadar ince olursa o kadar zarif olan bileziğin cilâsı en
sonda tekne ile birlikte yapılacaktır.
Sapın takılmasından sonra sıra, göğüs (veya
kapağın) tekneye kapatılmasına gelir. Ud'un en önemli parçası olan kapak;
kabaca 20 x 50 cm x 3 mm ölçüsündeki budaksız akçam (ladin) ağacından
kesilip uzunlamasına simetrik olarak ve 1-3 mm genişliğindeki çok düzgün
elyafının geniş olanları ortaya, ince olanları kenarlara gelecek şekilde
yapıştırılmış bir elemandır. Tesviye sonunda 36 x 48 cm'lik armudî formuna
ve 1.7-2.2 mm kalınlığa getirilen kapağın üzerinde, biri büyük (8.5-9 cm
çapında), ikisi küçük (4.2-4.4 cm çapında), teknenin iç cidarına çarpan
seslerin geldikleri açıyla dışarıya çıkmasını kolaylaştıracak 'kafes' adlı
üç delik bulunur. Bu deliklerde etrafındaki 2-3 şeritli sade fileto
oyukları çizildikten sonra, önce fileto oyukları 0.5 mm olarak kesici
pergelle açılır, sonra da kafes delikleri delinir. Kapağın altında ise,
ustadan ustaya az farkla değişen mesafe ve kalınlıklarda 7 adet balkon
vardır. Ladin ağacından (suları uzunlamasına kesilmiş) 5-7 mm taban ve 3
ilâ 13 mm yüksekliğindeki (kare veya dikdörtgen kesitli uçlarından tekneye
yapışacak) yatık veya gibi, tellerin göğse verdiği (geriliyken 85
kg/cm²lik) yükü teknenin yan duvarlarına aktarmaktır. Göğüsle teknenin
yatık L profilli birleşmesi fileto denen süs-fonksiyon elemanıyla
kapatılır.
Şimdi sıra, lütyelerin ( klavye ),
sertliğiyle ünlü abanoz ağacından yapılan, 36-37 cm boy (iki parçalı) ve
2-5 mm kalınlığındaki 'tuş'un (Fran. touche) takılmasındadır. Ud perdeliği
gelenekte sapla göğsün birleştiği yere kadar yapılır, geniş olan alt ucu,
göğüs oyularak yerleştirilen abanoz ağacından kalp motifli (ve tabiî
filetolu) bir parçayla bitirilirdi (bugün dahi ucuz olması bakımından
Ud'ların büyük kısmı böyle yapılıyor). Unutulmamalı ki tek, ikili veya
üçlü açık-koyu renkli filetolar, zarif ve asîl Türk Ud'unun yegâne süs
unsurudur. Teknesi-sapı-burguluğu sedef ve fildişi kaba kakmalarla
doldurulmuş, ağaç oyma kafesine yazılar yazılmış bol süslü Ud'lar Şam ve
Kahire işi olup bizim Ud'larımızdan 2-3 misli daha ağırdır (Türk udîler bu
tür Ud'lara kamyon derler). Sazın sade (bu yüzden de hafif) olmasını
tercîh eden Türk lütyelerin yaptığı Ud'larda tekne-sap-mızraplık bu
sebeple süssüzdür. Çağdaş Ud'ların bir de 'uzun klavyeli' olanı vardır ki
ud virtüozu Şerif Muhiddin Targan'ın (1892-1967), piyanodan sonra üçüncü
sazı olan viyolonselin tuşundan mülhem olarak başlattığı bir uygulamadır
ve bugün pahalı Ud'larda oldukça yaygındır. Kalp motifli bitirme parçası
yerine paralel genişlemeyle büyük kafese kadar uzatılan klavyenin amacı,
kafese kadarki 'ileri' pozisyonlarda göğsü parmak temasıyla
sağırlaştırmadan, daha net ses almaktır.
Ud'un
‘burguluk’ denen elemanı, 4 cm.den 1.7 cm.e çok estetik bir sinüsoidle
inen, 36-38 mm.den 22-24 mm.ye daralan iki yanağı 5 mm kalınlığında
ıhlamur ağacından yapılıp, yanakları ve arkası teknenin ağacıyla kaplanan
(böylece yanak kalınlığı 7 mm.ye çıkan) U kesitli bir parçadır.
Yanaklarında ‘burgu’ adı verilen kulaklar için özel havya ile üstte 6,
altta beş hafifçe konik delik açılmış, yanak profilleri alt ve üstten aynı
veya kontrast renkte filetolarla süslenmiştir. Yanakların üst kenarına
konan filetolar, üstten bakılınca yanağı ince göstersin diye yarım
parabolik pahlı yapılır. Burguluğun tepe ucu, kalitesiz Ud'larda olduğu
gibi küt ve güdük değil, keman sapındaki ‘salyangoz’a muâdil “gaga” adı
verilen yuvarlak ve oyuklu (tekne ağacından) ufak bir parçayla
nihayetlendirilir. Burguluk ve filetoları gibi, gaganın form ve
işçiliğindeki estetik dahi Ud'un kalitesi hakkında fikir veren
unsurlardır. Burguluk sapa, bir tür kırlangıç kuyruğu detayı ve yaklaşık
40-42 derecelik bir açıyla tesbît edilir. Bu işler yapılırken, ince
zımparası yapılmış olan göğüs, kirlenmemesi için kâğıtla kaplanmıştır.
Artık sıra cilâdadır.
Önceki safhalarda sistreyle
temizlenip muntazam hâle getirilmiş olan tekne, sap ve burguluk, son
olarak çeşitli kalınlıklarda zımparalarla defalarca işlem görerek iyice
pürüzsüz hâle getirilir. Çok aşamalı gomalak (veya selülozik)
cilâ-zımpara-tekrar cilâ işlemlerinden sonra tekne kurumaya bırakılır.
Abanoz klavye üzerine de mat ve uçucu bir cilâ çekildikten sonra, bir yün
kumaş parçasıyla ovularak parlatılır (prensip olarak klavyeye cila
sürülmez, ağacın kendi mat parlaklığıyla yetinilir). Ud'un göğsü de, en
son tel takılmasından önce zımparalanıp temizlenir, ancak cilâlanmayıp
tabiî renk ve elyâfıyla bırakılır.
Tekne cilâsı
kuruduktan sonra sıra, en önemli parçalardan biri olan, gürgen ağacından
2.5 cm en, 14 cm boy ve 1 cm yükseklikte, uzun siperlikli şapka
kesitindeki 11 delikli ‘büyük eşik’in, kapak dibinden 8.5 ilâ 11 cm
içeriye, üzerine ağırlıklar konarak yapıştırılmasına gelir. Pest tellerin
kalınlığı sebebiyle, kapak üzerinde tel yüksekliklerinin farklı olmaması
için, delikler -inceden kalına doğru çıktıkça- kapağa biraz daha yakın
şekilde delinir; yine aynı sebeple, atılan düğümler tel boylarını farklı
hâle getirmemesi için, eşik kapak dibine tam paralel değil, üst ucu kapak
dibine 1 mm daha yakın olarak yapıştırılır. Masif büyük bir eleman olan
eşiğin (boncuk tutkalla) yapıştırılmasından doğan tutkal akıntıları önce
sıcak sulu temiz bezle, sonra da göğse zarar vermeyecek şekilde çok ince
(mes. 400 no.) zımparayla temizlenir. ‘Küçük eşik’ (veya Kemik) adı
verilen, 36-40 mm boy, 3 mm kalınlık ve 5-6 mm yükseklikteki, üstü geriye
doğru hafifçe yuvarlatılmış fildişi parça ise, kırlangıç uçlu burgulukla
klavyenin birleştiği L profilli açıklığa oturtulur (tellerin basıp
geçeceği bir köprü niteliğinde olduğu -gerektiğinde sökülmesi de
gerekebileceği- için fazla kuvvetli yapıştırılmaz). Çok muntazam
hazırlanmış bir şablonla tel yerleri kemiğin üzerinde belirlendikten
sonra, beşi çift, biri tek 11 tel için minik oluklar açılır. İlk takılmada
ve sonraki akortlamalarda tellerin kopmaması için, hem ileri-geri sürtülen
kullanılmış tellerle oluklar belirginleştirilir, hem de kuru sabun
tatbikiyle iyice kaygan hâle getirilir.
Ud'un sayısı 11 olan
‘burgu’ları abanoz, pelesenk, vengi, paduk veya gürgenden, üstte 7, altta
5 mm çapında, akort için tutulup döndürülecek yuvarlak baş kısımları
parmakların rahatça oturacağı kulak memesi profilinde içbükey (2 x 2,4
cm), burguluğun yanaklarındaki hafifçe konik yuvalarına giren konik gövde
kısımları ise -baştaki en büyükten uçtaki en küçüğe- 4,5 ilâ 2,5 cm
boydadır.
Ud'da Tel'in Önemi ve
Özellikleri :
Ud'un 5. ana elemanı olan
teller, tarihte önce çeşitli kalınlıklarda ipekten, sonra bazı teller
bağırsak, bazıları ipekten yapılmıştı. Günümüzde de alt iki tel 0.55-0.70
ve 0.65-0.80 mm çapında nylon’dan, üstteki üçü çift, biri tek dört teli de
bakır-nikel-gümüş alaşımlı çok ince sargı ile kaplanmış ipekten
yapılmaktadır ki en kalitelileri ud değil, ortaçağ lavtası için yapılan
“Pyramid” marka Alman telleridir. Bizimkinden çok geniş
Arap pazarı için yapılan Pyramid telleri bizim Ud'lara göre gerekenden çok
kalındır, bu da nârin Türk Ud'larına zarar verir. Onun için satın alırken
zarfın üstünde ‘Oud Seiten’ değil, ‘Laute Seiten’ yazmasına dikkat
edilmelidir. Cinuçen Tanrıkorur'un kullandığı teller -ince Sol’den Bam’a-
0.55, 0.65, 1008, 1014, 1023 ve 1441 no.lu olanlardır. Bu numaralar, sazda
titreşim derinliğinden çok volüm arayan piyasa udîleri için fazla incedir.
Ancak volümü yüksek olan kalınca tellerin, saza fazla yük bindirip sapın
atmasına (öne gelmesine) sebep olabileceği de unutulmamalıdır. Ud'un tel
kalınlıklarının ölçümü mikrometre adı verilen hassa alet ile
yapılmalıdır.Müstahsen akordunda çalmayı sevenlerin kullandığı az yukarıda
verdiğimiz tel kalınlık ve no.ları, çoğunluktaki udîlerin alışık olmadığı
Müstahsen akordunun gerektirdiği tel kalınlıklarıdır.
- Ud'un Akort çeşitleri :
- Ud tellerinin dört türlü akort şekli vardır ki
şunlardır:
- 1) Geleneksel 5 telli Ud'da (inceden kalına);
sol-re-la-mi-re;
- 2) Çağdaş 6 telli Ud'da (aynı sırayla):
sol-re-la-mi-re-la (Targan bu kalın La’yı çalacağı parçaya göre bazen
kalın Sol olarak da kullanmıştır);
- 3) Bacanos’un yaptığı değişiklik; sol-re-la-mi-si-fa
diyez;
- 4) Cinuçen Tanrıkorur'un akort sisteminde
sol-re-la-mi-si-en kalın mi.
|
|
|
|
|
|
Naylon Mızrab |
Kartal yelesinden yapılmış
mızrap |
Mızrab :
Ud'un, eskiden uzun süre
zeytinyağına yatırılan genç ve erkek kartalın kanadından yapılan ‘mızrabı’
(teleği), bugün yerini hem esnek, hem sağlam kaliteli plastik malzemeden,
11-13 cm boy, 6 mm en ve 0.6-0.8 mm et kalınlığında ve hafifçe incelen
uçları parabolik olarak yuvarlatılıp keçe ile parlatılmış mızraplara
bırakmıştır. (İnce plastikten çanta sapı veya yoğurt kabı kapağından
yapılmış mızraplar, kaliteli saz ve icrâcılar için söz konusu değildir.)
Bunun ile beraber günümüzde imal edilen İ-20 adlı plastik malzemeden
yapılma orta esneklikteki mızrablar da tercih
edilmektedir.
Bunun yanında, mızrabın
sertlik derecesi ve esnekliği (flexibilitesi) icrâcının alışkanlığına göre
değişebilir. Bu konuda bir standart yada şart koşulması uygun olmaz. Zîra
kimi büyük icrâcılar sert mızrab tercih ederlerken kimi icrâcılar ise daha
yumuşak ve esnek mızrab tercih etmişlerdir. Meselâ, Targan'ın orta
sertlikte ve ucu inceltilmiş esnek mızrab kullandığı, Yorga Bacanos'un ise
oldukça sert mızrab kullandığı söylenir. Her ikisi de ud'un en büyük
üstadlarından olduklarına göre mızrab konusunda bir standardın şart
koşulması mümkün olmasa gerek.
Bir başka açıdan
bakıldığında mızrabın tel üzerindeki işleyişinin sert olması yada yumuşak olmasının önemi kadar,
mızrabın el ile tutuş şekli ve açısı da önemlidir. Bu tutuş şekli ve açı,
telden elde edilecek tını ve ses şiddeti (volüm) için de çok önemlidir.
Muhtelif metodlarda değişik bilgilere ve tavsiyelere rastlanmakta. Mutlu
Torun, metodunda mızrabın 4 ayrı tutuş şekli ayrıntılı olarak
anlatmaktadır. Bu şekiller, incelenip uygulaması yapılarak en ideal tutuş
şekli tespit edilebilir. Özellikle yeni başlayanların buna çok dikkat
etmeleri gerekmektedir. Zira hatalı ve yanlış tutuş şekli alışkanlık
olduktan sonra doğru olan mızrab tutuş şekline dönmek mümkün
olmayabilir.
Ud'un Türk
Musikisindeki Yeri ve Önemi :
Türk mûsikîsini en
zarif ve asîl halinde ifadeye muktedir Ney-Tanbur ikilisinin Osmanlı
Sarayında da Ud'a üstünlük kurması sebebiyle, 16 ilâ 19. yy.lar arasında
sazımız itibar kaybına uğramış, aksine ona ‘sazların kraliçesi’ adını
veren Araplarca baş tâcı edilmişti (bu itibar el’an devam etmektedir).
Tanbur ve ney mûsikîsinin zevk ve estetik seviyesine çıkmaları mümkün
olmayan Araplar, ud ve dümbelekle çaldıkları göbek dansı müziğinden, 20.
yy. başlarında, Batı taklidi orkestra müziğine sıçramışlardır ki bu
-arabesk formunda- bizi de etkilemiştir. Mûsikîyi Tanburî Cemil Bey’in
plaklarını dinleyerek öğrendiğini söylemiş olan Mısır’ın en büyük
bestecisi udî M. Abdülvehhâb’dan başka, Muhammed el-Kassapçi, Rıyâz
el-Sımbâtî ve Ferîd el-Atrâş’ın yanısıra, Ş. M. Targan’ın yetiştirmeleri
olan (dolayısıyla Türk zevkini de tadabilmiş) Cemil ve Munir Beşir
kardeşlerle Selman Şukur, Arap âleminin en ünlü udîleridir. Bizim mûsikî
tarihimizde de Farâbî, Safiyyüddîn ve Merâgî gibi en büyük
sanatçı-nazariyatçılarımızın, nazariyat çalışmalarına yardımcı olarak
kullandıkları saz hep ud olmuştu.
|
|
|
Şerif Muhiddin Targan'ın Konya Mevlana
Müzesinde sergilenen ud'u. |
Geçmişteki Ud Üstadları :
Ud'a 19. yy.
sonlarında Türk toplumunda yeni itibarını kazandıran, bu arada 6. bam
telini de ilâve eden, udî-viyolonselist Şakir Paşa’dır. Onu Nevres Bey
izlemiş, onun arkasından da -farklı ekollerden- Ali Rif’at, Musa Süreyya,
İbrahim Ziya (Özbekkan) Beyler, Şerif Muhiddin Targan, Selânikli Ahmed,
Serop ve Küçük Sarkis Efendiler, Şerif İçli, Yorgo Bacanos, Şekip Memduh,
Hrant Emre ve Kadri Şençalar gibi isimler gelmiştir ki, Ud'u bir daha hiç
azalmayacak bir aşkla Türk halkına sevdirenler, işte bu isimlerdir. Bu
sanatkârları da klâsik, fantezist-atılımcı ve piyasa tarzı gibi üç ana
ekole ayırarak incelemek mümkündür. Nevres Bey’den Şerif İçli’ye kadar
olanları klasik, Targan ve Bacanos’u fantezist-atılımcı, Selânikli
Ahmed’den Kadri Şençalar’a kadar olanları da piyasa tarzı ekollerinde
sınıflandırabiliriz. Klasik hariç, bu ekoller, saydığımız büyük isimlerin
göçmesiyle ortadan kalkmış değildir. Önce, gazino, kulüp ve kasetlerin
arabesk müziğinde en geniş oranda kullanılan piyasa tarzı müzik devam
etmektedir. Fantezist-atılımcı tarzı, günümüzün konservatuarlı gençlerinin
büyük bir kısmı devam ettiriyor. Klasik tarzın son temsilcisi Cahid Gözkân
ise kısa süre önce 93 yaşında vefat etti.
 |
|
Manol Usta'nın yapısı bir ud.
(1907) |
Ekollerden bahsederken, 28.Haziran.2000
tarihinde kaybettiğimiz büyük ud sanatkârı Cinuçen TANRIKORUR'dan
bahsetmeden geçilemez. Kendi ifadesi ile "Bizim tanbur zevkine
dayalı üslûbumuz." diye adlandırdığı ve son dönemde Ud'a gönül vermiş pek
çok kişinin rağbet ettiği bir tür tarz yada ekoldür.Bu tarz sâde ve
fazlaca ajitasyon (agitation) yapmadan, adeta tanbur tınısına yakın ses ve
tanburun mızrab darbelerine yakın çarpmaları ile süslü, fevkalâde nâzik,
nârin ve bir o kadar da zor bir tarzdır. Her ne kadar tanbur zevkine
dayalı üslup olarak tanımlansa dahi, TANRIKORUR ekolünde ud tekniği daha
bilinçli ve daha bilimsel bir nitelik kazanmıştır. Bu ekole yukarıdaki
izahatlardan ziyade, TANRIKORUR'un dâhice terkîb ettiği makamlar gibi,
ud-tanbur zevkine dayalı terkîb edilmiş ekol yada tarz denilebilir. Bu tür
ud tekniği TANRIKORUR'un taksimlerinde, saz eserlerinde ve sözlü
eserlerinde apaçık görülür. Sağlığında birçok
öğrencisi olmuş, kendinden sonra bu ekolü yaşatacak isimler
yetiştirmiştir.İlk yetiştirdiği talebesi 1996 yılında kaybettiğimiz Ankara
Radyosu Ud Sanatçısı Saim KONAKÇI'dır.
Günümüz Ud
Üstadları :
Günümüzde yukarıda bahsedilen tüm tarz ve
üslubun tamamını ustaca kullanabilecek kabiliyette pek az sayıda
sanatkârımız vardır. Bu sanatkârlarımızın başında Necati ÇELİK gelir.
ÇELİK icrâcılığı boyunca tek bir ekole yada tarza bağlı kalmadan,
klasik-fantazist ve atılımcı tarzın tamamı ile ajitasyonun her türlüsünü
büyük bir ustalıkla aynı anda uygulayabilen nadir sanatçılarımızdandır. Bu
yeteneği ile başta Amerika olmak üzere birçok yabancı ülkede
tanınmaktadır. Birçok ülkede verdiği konserlerle bir nevi Türk Musiki
Kültürünün temsilciliğini de yapmaktadır. Ülkemizden ve yabancı ülkelerden
birçok öğrenciyi bu yönde yetiştirmektedir.
Bunun dışında halen günümüz
ustalarından Mutlu Torun, Samim Karaca, O.Nuri Özpekel, Coşkun
Sabah, Yılmaz Yüksel, Teoman Önaldı, Bayram Coşkuner, Sedat Oytun, Yurdal
Tokcan gibi birçok sanatçılarımız da çeşitli tarzlarla sanatlarını icrâ
etmektedirler.
- Geçmişte ve Günümüzdeki Ud Yapımcıları :
-
- Ud bütün Türk Mûsikisi çalgıları gibi tamamen el işçiliği ile
yapılmaktadır. Bu nedenle yukarıda bahsedilen şeklinin aksine çok
meşakkatli, uzun zaman isteyen ve gerçekte çok önemli bir sanat
dalıdır.Günümüze kadar esasen usta-çırak yada baba-oğul usulu ile imal
edilmiştir.Her ustanın ayrı bir tarzı ve imal şekli vardır.Bu nedenle
Ud'lar imal edenin ismiyle anılır ve isim yapar.Dünyanın birçok yerinde
özellikle Arap ülkeleri ve Amerika'da Ud imal edenler
bilinmektedir.Ancak şu bir tartışılmaz gerçektir ki Türkiye'de imal
edilen Ud'lar geçmiş tarih itibari ile birer şaheserdirler.Bu
yapımcılardan Manol Usta (1845-1915) , İlya Usta (1870-1930) ve Onnik
Usta'ların imal ettiği Ud'lar bugün için çok değer
taşımaktadırlar.Günümüzde bu ses ve görünüm kalitesini yakalamış
ustalarımız mevcuttur.Başlıcaları Ejder Güleç, Mustafa Arslan
Biçicioğlu, Şinasi Özkan, Vasfi Çınlar, Nuri Tutpınar, Hadi Usta, Halim
Özer, Sami Gül, Fevzi Daloğlu, Sabri Göktepe, Sadettin Sandı gibi Ud
imal eden ustalardır.
-
-
- Ud'un Bakımı ve Muhafazası :
Ud icrâ esnasında ve çalınmadığı zamanlarda çok iyi
muhafaza edilmesi gereken bir sazdır. Ud çalmaya başlanmadan önce ellerin
muhakkak temiz olması gerekir. Bu parmakların hem tel üzerindeki
hareketini kolaylaştırmak açısından, hem de tel üzerindeki tahribatı
azaltması açısından önemlidir. Ellerin temiz olmadığı müddetçe de göğse
temas ettirilmemesi gerekir. Bunun yanında sapın bittiği bölgedeki göğüs
tahtasının temiz kalması bu surette mümkün olacaktır. Özellikle kolun
dirsek bölgesine gelen kısmının icrâ esnasında mümkünse bir bez ile
örtülmesi, yada kolluk giyilerek temiz kalması mümkündür.
Ud'un göğsü ve teknesi hiçbir şekilde ıslak
bez, sabun, alkol, mobilya cilâsı, oto cilâsı, metal parlatıcılar gibi
kimyasal maddeler ile silinmemeli yada temizlenmemelidir. Tekne üzerinde
olabilecek toz veya lekeler kuru bez ile silinmelidir. Gögüs tahtası
üzerindeki lekeler ise kesinlikle zımpara veya farklı aşındırıcı maddeler
ile temizlenmemelidir. Burguların sıkışması gibi durumlarda da yine kurşun
kalem, pudra, sabun, pastel boya, mâdenî yağ gibi maddeleri sürmek doğru
değildir. Bu gibi durumlarda imalatçısına teslim etmek en doğru
yoldur.
Ud çalınmadığı zamanlarda yüzüstü (göğsü üzerine) gelecek
şekilde ışık alan bir dolap içerisinde muhafaza edilmelidir. Bunun dışında
duvara asmak, üzerine güneş ışığı gelen yerde tutmak doğru
değildir. Ud'u rutubetli ortamlardan uzak tutmak
gerekir. Kimi zaman iklim şartlarından ve bölgesel vaziyet itibari ile
(sahil kentleri gibi) Ud'u rutubetten muhafaza etmek zorlaşabilir. Bu gibi
durumlarda Ud'u rutubetin en az olduğu odada ışık alan bir dolap
içerisinde muhafaza etmek en doğru yöntemdir.
- Ud uzun süre çalınmayacak ise telleri bir miktar gevşetilmek (1 ses
kadar) sureti ile bırakılmalıdır. Ud günümüzde imal edilen bond tipi
çanta yada fiberglas çantalar ile taşınmalıdır. Ancak bu gibi çantalar
içerisinde uzun süre muhafaza edilmemelidir. Özellikle yaz aylarında
kapalı ve sıcak ortamlardan uzak tutulmalıdır.
- Önemli bir kaç husus :
Diğer Türk Mûsikîsi sazlarında olduğu gibi Ud'da da
standart bir imal şekline rastlamak pek mümkün değil. Bu farklılık hem
Ud'un ebadı hem de ses kalitesi için söz konusudur. Muhtelif ebatlarda boy
boy ud imal edilmekte ve bu ebadlara eski ustaların isimleri verilerek
alıcıların bir nevi etkilenmesi sağlanmaktadır. Halbuki eski ustalar dahi
standart bir ebat kullanmamışlardır. Örneğin günümüzde lütiyelerimizin bir
kısmı mütemadiyen Manol tipi kalıp kullandıklarını yada Onnik tipi kalıp
kullandıklarını iddia ederler. Halbuki tecrübelerden ve bahsi geçen
ustaların Ud'larının incelenmesi neticesinde bu iddiaların doğru olmadığı
görülmektedir. Özellikle yeni başlayanlar ve bu konuda yeterli bilgiye
sahip olmayanlar kendileri için bir ud satın alacakları zaman konusunda
deneyimli biri beraberinde satın almaları tavsiye olunur.
Diğer bir husus ve bizce en önemli hususlardan biri de,
piyasada oldukça fazla miktarda gördüğümüz kaliteli Ud'lara nisbeten
sayıları oldukça fazla olan ucuz Ud'ların satılmakta olmasıdır. Ekonomik
açıdan ilk bakıldığında ücretler cazip ve makul gelebilir. Ancak, bu saza
gönül vermiş kişiler için bu tip Ud'lara sahip olmak, kanaatimizce ud
öğreniminin başlamadan bitmesi anlamına gelir. Bu tip Ud'lar tel
yüksekliği kabul edilebilir ölçüler dışında, sıradan ve kalitesiz
malzemeden imal edilmiş, tını olarak ud sesine hiç benzemeyen, çabucak
deforme olan kısacası sıradan ve kalitesiz Ud'lardır. Bu sebeple böyle bir
saz ile ud öğrenmek kesinlikle hatalı olur. "- Önce bir ucuz Ud'la
başlayayım, daha sonra kaliteli bir ud satın alırım." mantığı yaygın bir
kanaat olmasına rağmen bu güne değil edinilen tecrübelerden bu mantık ile
hareket edenlerin ud'a devam etmedikleri hatta saz icrâcılığından
soğudukları görülmektedir.
Buna rağmen açık bir eleştiri yapmadan da geçemeyiz.
Yukarıda bahsettiğimiz kalitesiz ve ucuz Ud'ların imal edilmesi ve
satılmasının ana sebebi kaliteli Ud'ların fiyatlarının oldukça yüksek
olmasındandır. Öyle ki; tabir caiz ise Ud için yanıp tutuşan bir gencin bu
kaliteli Ud'lardan satın alması çok zor hatta imkansız olmaktadır. İşte,
kaliteli ud imal eden lütiyelerimize burada bir görev düşmektedir. İlk
bakıldığında malzeme maliyeti olarak talep edilen ücretin beş de birine
dahi mal olmayan bir saza bu denli yüksek ücretlerin istenmesi akla yatkın
gelmeyebilir. Elbette her şey malzeme maliyeti değildir, işletme
giderleri, el emeği, göz nuru, yılların deneyimi ve bilgi birikimi göz
ardı edilemez. Ancak bütün bu etkenleri dahi eklediğimizde fiyatların bu
denli yüksek olmasını anlayamamaktayız. Öyle ki, çoğu zaman dünya
çapında ün yapmış batı sazlarının üstünde fiyatlar talep edildiğini
görüyoruz. Hatta üzülerek söylemek gerekir ki, çoğu zaman bu tür sazların
satışı esnasında ülkemizdeki meşhur sazendelerin isimlerinin
referans olarak kullanılması, araştırıldığında ise alakalarının
olmadığının görülmesi, bu sanata yeni başlayanlar için itimat zedeleyici
unsurlardır. Bir sazın fiyatı için şöyle değil, böyle olsun diyemeyiz. Şu
fiyata değil, bu fiyata sat da diyemeyiz. Kimsenin böyle bir hakkı ve
talebi olamaz. Ancak, mantıklı ve makul ücretler talep edilmesi,
kolaylıklar sağlanması, iyi niyetli yaklaşımlar, dürüst ve samimi
davranışlar, kişiye güven sağlayacağı gibi, Türk
Musikisi'nin ve saz icrâcılığının gelişmesi ve nesiller boyu devam etmesi
açısından önemlidir. Şunu hiçbir zaman göz ardı etmeyelim; her sanatta
olduğu gibi Türk Musikisinde de ekonomik imkansızlıklar sebebi ile
musikimiz adına kim bilir nice dehalar kaybettik yada henüz başlayamadan
yitirdik. Bunu hep beraber bir kere daha düşünelim.
**************************
- Ud perdesiz olması sebebi ile zengin bir ses aralığına
sahiptir.Yüzyıllardır kullanılmasına Ud için binlerce eser yazılmasına
rağmen hala melodik zenginliğini korumaktadır.Perdeli ve mızraplı
aletlere göre çok teknik ve zordur.Ud uzunca bir zamanda sabır ve azimli
bir çalışma ile öğrenilebilir.Tok ve Davudi sesi ile büyüleyici ve şevk
verici bir musıki aletidir
Ülkemizde Kadri Şençalar,Mutlu Torun,Onur Akdoğu,Şerif
Muhiddin Targan ve Cinuçen Tanrıkorur gibi musiki üstadlarının yazdığı Ud
metodları bulunmaktadır.Bunların bir kısmı basılmıştır. Ud iyi bir metod
ve iyi bir hoca ile öğrenilmelidir. |